UMUT HAYAT GAYESİ OLABİLİR Mİ?
İNSAN KENDİ ZİRVESİNE ULAŞMAYI HEDEFLEYEBİLECEK YEGANE VARLIKTIR
BİR KAHVEYE BEKLERİM!
Kahvesi gelince dokundu sayfalara baş sayfada yer alan önsöz onu geçmişe götürdü. Sonra başladı yeni sayfaya ara sıra saatine bakıp zamanı kollasa da hiç bitmesin istedi sohbeti. Sohbet deyince biri var sandınız belki. Hayır öyle değil gelen karşı komşu değil zihindeki puzzle dan bir parça, sonra bir sayfa daha belki de şimdi uzaktaki bir arkadaşı gelmişti. Daha sonra köpüklü kahvesinden bir yudum aldı. Kimden bahsediyorum biliyor musunuz? sizden ve benden ya da üstteki komşunuzdan. Bugünlerde hasret kaldığımız kahve sohbetleri böyle de yapılır mı ne dersiniz?
Sonra zihin birden bire karıştı. Kendini yokladı. Ve puzzle dan bir parça daha yerine koyuldu. Arka sayfada zihin sorgulamaya başladı. Neydi bu okuduğu sanki onu anlatıyordu. Bir sorununa nasıl da çözüm bulmuştu. Evde kimse yoktu. Kızı gelince ona nasıl davranacağını bulmuştu. Yıllarca düşünüp bulamadığını bir anda zihninde çözmüştü. Eğer bu kitabı okumaya başlamasaydı sıkıntıdan ne yapacağını şaşırırdı. İnsan isterse neler yapabilirdi? Emekli olunca içine düştüğü bunalım onu bu kitapla karşılaştırmıştı. Aslında insan bir kitabı okurken hem kendiyle hem de tanıdığı insanlarla konuşma fırsatı buluyordu. Bu konuşmalar onu çok rahatlatacağa benziyordu. Hayatta her şey birden bire olmuyordu ancak o kararını vermişti. Bir bilgisayar kursuna yazılacaktı. Biraz bilgi sahibi olduğu için çok zor olmayacağını düşündü. Belki de sihirli sözcükler okuduğu kitabın içindeydi.
İşte insanoğlu bazen hangi yoldan gideceğini bilemese de düşüncelerini paylaşan biri olunca rahatlıyordu. Ne kadar da sıkıldık bu pandemi de. Birbirimizle hasret gidereceğimiz günleri bekler olduk. İşte bir kitap yalnızlığa çare oldu. Kitaplar bazen biriyle konuşamadığımız sorunları çözebilen sihirli sözcükleri içerebilir. Eğitim de dijital çağı yakalamaya başladığımız şu dönemde en iyi paylaşımları kitaplarla yapabiliriz. Davranışlarımıza yön verir ve kendimizi yakalarız. O halde kendimize yaklaştığımız zamanlarda yakaladığımız böyle fırsatları kaçırmamak en güzeli olur belki. Belki sonra başka kitaplar ve yeni ufuklar. Hadi zamanı yakalamaya ne dersiniz?
ZİRVE
Yaşamda yapmak istediklerimiz, yılgınlıklarımız, yorgunluklarımız bizi nereye taşır. Özellikle yaşadıklarımızla ilgili düşündüklerimiz bizi çok etkiler. Düşünmek her insanın başarabilmesi gereken bir araçtır. Bazen hayat bizi düşündürecek bazı olayları önümüze katar. Ve sürükleniriz. Bazen yaşam düşünme aracını bizim yapabileceklerimize odaklanmamız için verir. Oysa her zaman her şey istediğimiz gibi gitmemiştir. Dönüp bakmak gerekir öncekilere...işte o zaman anlarız ne eksiktir hayat ne fazla ve bize sunduğu her şey bir yolculuğun parçalarıdır. Sadece fark edilmeyi bekleyen araçlar. İşte böyle olunca insan önüne çıkan olayları rehber edinir.
Bilge insan kendi içsel dönüşümünü gerçekleştirmekle başka insanlara da bu yolun açılmasına olanak sağlayan bir yaratımın sahibidir. İnsanlık belki önüne çıkan olayları değere dönüştürmek için uğraşmakla yükümlü bir varlık olduğunu kendini dönüştürme yolculuğuna girmekle keşfeder. İşte bu keşif yarattığı aydınlanma ile kaynağına ulaşan insanları bilgelikle taçlandırır. Her insan bu aydınlanma sürecinin sahibi olsa da bunu keşfetmek bazen zaman alır. Varlığımızı kutsamak insan olarak bizlerin görevidir. Varlık sahibi canlıların içinde kendini gerçekleştirme amacını hatırlayıp bu yolculukta bilgeliğe ulaşabilecek tek canlı insandır. O halde hayıflanmayı bırakıp içimize, benliğimize dönelim ve hiç sonlanmayacak bilgeliği ve Tanrısal kutsanmayı başlatalım. Belki de farkındalıkla başlamak zaten zirvenin sahibi olmak demek....uyanış her insanın içinde olan ve bir kıvılcım bekleyen yolculuktur. Kıvılcım yaratabilmek dileğiyle...
YAŞAMIN ÖZÜ
Her canlı varlık nedenini sorgulayamaz.Ancak insan yaşamın içinde sorguya rastlar.Bu sorgu ona özünün yolunu buldurur.O ne bir kalptir ne de bir beden. İnsanın kendini arayışı yüksek benliğinin ona verdiği rahatsızlıkla başlamıştır.Bazen kendini bir söz de bulan ruhumuz bedenlendiği her insanda farklı çeşitlilik yaratırsa da aslında özün kaynağı olan yaşamın kendimize verdiği herşeyi Tanrı dan alarak yola çıkmıştır.İnsanın yolculuğundaki her karşılaşma bir tılsımdır.Tılsımlı yolun sırrını keşfe çıkan varlık nedenini sorgularken ulaştığı özünün bağlantılı olduğu Tanrı onun yansımadır. Her varlık bir kaynaktır.Her kaynak insanın yolculuğu için bir sırdır.Her varlık varoluşunu kutsamak için arayışa girer se de bunu farkeden yegane varlık insandır.İnsan verilen bu özellik onu diğer canlıların buluştuğu öze ulaştırıp Tanrıyla bağdaşan yüksek benliğin sorgusuna vardırır. İnsan sessizlik ve çığlık arasındaki bir geçitten geçer.Çığlık ruhun attığı adımları ifade ederken sessizlik kendiyle yaşadığı karmaşayı uyumla birleştirmenin yolunu bulmuş insanın değişimidir.
O halde insan çatışmadan kaçmayı değil içine girmeyi kabul etmeyi ve teslimiyet zincirine bağlanıp yolunu aydınlatmayı tercih etmelidir. İşte bu sayede fırtınadan kurtulabilen insan özüne teslim olup Tanrı'nın sesine kulak verir.Tanrının insanda bedenlediği ruhuna her varlığın taçlandırdığı özü cevap verir.Tanrı bazen isyanını insanın özündeki sorguya açar.İşte bunu keşfeden insan yaşamını kutsar ve onun için dünya daki herşey farklı anlamlanır.Ve zıtlık yasasının doğurduğu iç çatışmalar yaratıcılıkla sonuçlanır.
Ve insan ruhundaki isyanı yaşamın özüne doğru yönlendirerek yaşam hedefini tasarlar.Ve hayat yönetimi konusunda daha başarılı bir birey haline gelir. Başkalarının yaşamına katkı sunan değer algısı oluşur.O halde ne duruyoruz yaşamın köklerini içimizde bulabiliriz.
BENLİĞİMİZİnsanoğlu niye yaşar? Amacı nedir? Bu soruları sormaya başladığımızda belki de bazı olayları çoktan yaşamışızdır. Sorulması gereken benliğim nerede sorusu ise yaşamın belirli aşamalarından geçtikten sonra gelir. Belki acı bir olay yaşadıktan sonra belki bir kitabı okuduktan sonra, belki de bir hastalığı tecrübe ettikten sonra ,ne zaman sorulmuş olursa olsun bizi ileriye götürecek bir soru bu. Yüksek benliğimiz hayatın dikenli yollarını aşarken tekamül yaşar ve kademe kademe bedeniyle olan uyumsuzluklardan doğan ne varsa dönüştürmek için uğraşır. İşte bu uğraşı çıktığımız yaşam yolculuğumuzda bizi hiç yalnız bırakmayacak bir rehberdir. Yaşam soluksuz kalırcasına acıtan ,bazen dağlar kadar efkarlandıran, bazen de bir çiçek gibi ferahlatan olaylara gebedir. Ancak iyilik kanalını keşfettiğimizde gelen tüm olaylar dönüşür ve kötülük üstünden geçen hayatı o kadar baskılayamaz. Yaşam zamana karşı yarışırken bütünleyici bu yaklaşım bizi gelecek olan her neyse koruyacak ve bizi yoksunluklarımızdan yararlandığımız bir sürece götürecektir. O halde yaşamsal hedeflerimiz olmayı bekleyen bir tomurcuk gibidir. Köklerinden derinlere bağlı olan tomurcuk zamana karşı gerçekleştirdiğimiz yolculuğumuzda her açışında yüzümüzü aydınlatan hayat derslerini oluşturur ve yaşama sunar.
UMUT HAYAT GAYESİ OLABİLİR Mİ?
Umut
etmek hepimizin en önemli yaşam kaynağı olsa da herşeyi umuda bağlamak ne kadar
doğru?Yani şöyle her sabah güne iyi başlamak her zaman mümkün değil ama belki
de her yudumlanan çay ya da kahvede ya
da bir aile sohbetinde ya da dışarı adım attığımızda havanın güzelliğinden ya da
soğukluğundan bahsettiğimizde mümkün
olur. Hayat işte sanki umut her nefes alışta ama herşeyi umuda bağladığımızda
uğraşmayız.Çünkü gaye düşünceyle gelir ve düşünmeden umut etmek fakirlik dersek
pek yanlış olmaz.Sadece bebekler belki bir gaye olamadan sadece yaşam hevesiyle
doğaçlama yani kendiliğinden yaşama adapte olabilirler.Ancak zamanla ölen bu
doğaçlama nefesi de öldürür.Ve gayesiz bir yaşamın sadece boş gözlerle bakılan
hayatın gerçekleri ile başbaşa kaldığımızda gereksiz bir şekilde herşeyi
Yaradan'a bağlarız.Oysa düşünmek için gelen kutsal kitaplar gözden geçirildiğinde
insanın bir hayat amacının olması gerektiği miskin ya da suskun yada tembel
veya sağlıksız davranışlar içerisinde olmamak gerektiğini anlatır.Hal böyle
olunca yılmadan belki yıllara aldırmadan geçen zamana bakmadan hay hay! deyip
olaylara fazla takılmadan çalışmak belki bir hobi belki bir eğitim belki de bir
kitap edinmek bir kahve sohbeti sırasında edindiğini paylaşmak yapılabilecek en
iyi şey.Böyle olunca umut sadece düşüncesizce beklenen ama bazende gerçekten
tutunulması gereken bir sınır çizgisi aslında.Çünkü umut nefes alınmadığında
biten ama nefes aldıkça var olan cömertce bize gaye sunan bir hayat
vesilesi.Tanrı umudun anahtarı.Tanrı insanla var olan ama insanda Tanrı'nın
yarattığı bir tohumdan gelen Tanrı'nın
parçası olan bir su damlası bir ateş parçası bir toprak tozu.Bu yüzden Tanrı
ile sohbet mümkün ama düşünürsek...düşünürsek beyin herşeyi işler ve değişir ve
pas tutmaz ve yenilenir ve sohbet başlar önce kendinizle sonra Tanrı'yla çünkü
Tanrı'nın parçası siz ve sizlerin toplamı Tanrı çünkü Yaradan şöyle buyurur
''BEN size ruhumdan üfledim'' o halde bütün ruhlar Yaradan'ının parçası ve
insanlar dünyadaki Halifem demesi bu yüzden ve sohbet böyle başladı ...
Haydi
bir kahve alalım ve başlasın sohbet.......................
UMUT HAYAT GAYESİ OLABİLİR Mİ? Umut etmek hepimizin en önemli yaşam kaynağı o...